31 Mart 2009 Salı

SUNAY AKIN'DAN BİR KIZ KULESİ ÖYKÜSÜ


*SUNAY AKIN' DAN BiR KIZ KULESi OYKUSU*
1827 yılında Almanya'nın Brandenburg kentinde Karl adında bir çocuk dünyaya gelir. Babası müzik öğretmeni olan Karl, aile içinde başgösteren huzursuzluklardan dolayı bir Fransız yetimhanesine gönderilir. Daha sonra gemilerde miço olarak çalışır. Hamburg'tan kalkan bir gemiyle İstanbul'a giderken henüz 12 yaşındadır. Gemi İstanbul'a geldiğinde denize atlayan Karl, Kız Kulesi'ne yüzerek kaçar. Kendisini kurtaran Kız Kulesi'nin bekçisine gemiye geri dönmekistemediğini söyler.
İki ülke arasında küçük bir politik sorun yaşanır. Ama Osmanlı sadrazamı Ali Paşa sorunu çözer ve Karl'ı korumasına alır. Karl Mehmet Ali adını alır. Mehmet Ali, Kırım, Bosnave Karadağ savaşlarından sonra 2. Abdülhamit döneminde paşa unvanını alır.
Mehmet Ali Paşa, 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması'nda Osmanlı'yı temsil eden üç kişiden biri olur. Almanca, Fransızca,Yunanca, Farsça ve Arapça dillerinde şiirler yazan Mehmet Ali Paşa'nın dört kızı olur. Paşa'nın Leyla adındaki kızının da bir kızı olur;
Celile.
Celile bir erkek çocuk doğurur: Şair Nâzım Hikmet!
Karl'dan Nazım'a uzanan hikâyenin gösterdiği gibi, Kız Kulesi'nin herzaman hikâyeleri vardır. Eğer Kız Kulesi Karl'ı kurtarmasaydı, Nazım olmayacaktı...
Sunay AKIN

30 Mart 2009 Pazartesi

AH ŞU KADINLAR

Kadınların gidip kendilerine koca seçebilecekleri bir erkek dükkanı (mağaza) açılmıştır.
Mağaza beş katlıdır ve her kat çıkıldıkça o katta bulunan erkeklerin nitelikleri de artmaktadır.
Mağazada bir tek kural geçerlidir:
Bir kata giren kadın oradan alış veriş yapmak zorundadır. Ve eğir bir kez üst kata çıkmak isterse bir daha alt kata inemeyecektir.
Bir gün bir grup kız arkadaş koca seçmek için mağazaya gelir. Ve bir kata girerler.
1. Katın kapısında şunlar yazılıdır:
Bu kattaki erkeklerin çalışacak işleri vardır ve çocukları da severler.
Kızlar yazıyı okur ve şöyle derler:
-Eh, hiç yoktan iyidir ama bir de üst kata bakalım.
2. katın kapısında şunlar yazılıdır:
Bu kattaki erkeklerin iyi bir işleri vardır, çocukları severler, üstelik son derece yakışıklıdırlar.
Kızlar:
- Hmm, fena değil, bir de üst kata bakalım.
3. katın kapısında şunlar yazılıdır:
Bu kattaki erkeklerin iyi bir işleri vardır, çocukları severler, üstelik son derece yakışıklıdırlar ve ev işlerine yardım ederler.
Kızlar:
- Aman Tanrım, çok etkileyici ama yukarı katlar da var.
Bu kattaki erkeklerin iyi bir işleri vardır, çocukları severler, üstelik son derece yakışıklı oldukları gibi ev işlerine de yardım ederler ve son derece romantikler.
Kızlar:
- Aman Tanrım, üst katta bizi neyin beklediğini düşünün bir!..
Bir kat daha çıkarlar.
5. Katın kapısında yazanlar:
Bu kat boştur ve sadece kadınları memnun etmenin mümkün olmadığını kanıtlamak için konmuştur. Çıkış soldadır. Umarım inerken merdivenlerden yuvarlanırsınız.

29 Mart 2009 Pazar

EŞEK YAZISI (BEKİR COŞKUN


Eşek, katır ve inek 4 yıl sonra aynı yerde buluşma sözü verip ikballerini aramak üzere yola çıktılar.

Dört yıl sonra buluştular.

İnekle katır perişandılar.

Bir birlerine "bu insanlar üzerimize yük doldurup, sopalarla döve döve canımı çıkardılar...Zincirlere vurdular, demirlere bağladılar... Üzerimize o bindi, o indi, öbürü bindi... Belim çöktü, kendimi zor kurtardım" diye yakındılar.

Uzaktan eşek göründü.

Çok mutluydu.

Semizdi. Gülüp oynuyordu. İnek ile katır şaşkın sordular:

- Nasıl oldu bu?...

Eşek anlattı:

- Bir memlekete gittim. Birisi bağırınca herkes onu alkışlıyordu... Ben daha yüksek sesle anırınca beni alkışladılar...Duyan yanıma koştu, duyan koştu... Onlar arkamda toplandıkça ben daha çok bağırdım...

- Sonra?..

- Sonra beni başkan seçtiler...

- Eşeği başkan mı seçtiler?...

- Evet... Ben anırdıkça onlar "memleket seninle gurur duyuyor" diye alkışladılar...

- Yedim, içtim, bağırdım...

- Pekiiii, senin eşek olduğunu anlamadılar mı?

- Yarısı anladı. Ama anlayan yarısı, anlamayanlara anlatıncaya kadar iş işten geçti....


Bekir COŞKUN (HER SEÇİM GÜNÜ AYNI YAZIYI YAZAR)

28.03.2009

28 Mart 2009 Cumartesi

"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !
Osman Bey,
sabah saat 7.00'de

Casio masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.
Puffy yorganını kaldırdı.
Hugo Boss pijamalarını çıkarıp
Adidas terliklerini giydi.
WC 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.
Clear şampuan ve Protex sabunuyla duşunu aldı.
Colgate ile dişlerini fırçaladı.
Rowenta ile saçlarını kuruttu.
Bill's gömleğini ve
Pierre Cardin takımını giydi.
Lipton çayını içti.
Sony televizyonda
medya özetlerini ve flash haberleri izledi.
Citizen kol saatine baktı.
Aile fertlerine 'çav' deyip
Hyundai otomobiline bindi.
Blaupunkt radyosunu açarak,
rock müziği buldu.
Ağzına bir Polo şeker attı.
Şehrin göbeğindeki
Mega Center 'daki ofisine varınca,
Fujitsu-Siemens bilgisayarını çalıştırdı.
Microsoft Excel'e girdi.
Ofisboy 'dan Nescafe 'sini istedi.
Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için
Grissini yedi.
Öglen Wimpy's
Fast Food kafeteryaya gitti.
Ayaküstü,
Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi.
Camel sigarasını yakıp
Star gazetesini karıştırdı.
Akşamüzeri iş çıkışı
Image Bar' a uğrayıp
JB' sini yudumladı,
sonra köşedeki
Shopping Center 'a uğradı.
Eşinin sipariş ettiği
Persil Supra deterjan,
Ace çamaşır suyu,
Palmolive şampuan,
Gala tuvalet kağıdı,
Sprite gazoz ve
Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı.
Bonus kartıyla ödemeyi yaptı.
Hafta sonu eşi Münevver'le
Galleria 'ya giden Osman Bey,
Showroom 'ları dolaşıp
Kinetix ayakkabı,
Lee Cooper blue jean satın aldı.
Akşam evde bir gazetenin verdiği
TV Guide 'a göz atan Osman Bey,
kanallar arasında zapping yaparak,
Paparazzi gibi programlar izledi.
Aynı anda Outdoor dergisini karıştırdı.
Saat 22.00'ye doğru
TRT'de Türk dili üzerine bir panel başladı.
Uykusu gelen Osman Bey,
televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken,
kendini mutlu hissetti.
'Ne mutlu Türk'üm diyene!' diye gerindi ve uyudu.
Hâlâ da uyuyor.

Ne zaman uyanacağı da belli değil.

MUHSİN YAZICIOĞLU



Yazıcıoğlu, 1954 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Elmalı Köyü'nde doğdu. Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi mezunuydu…

Üniversite yıllarından itibaren Ülkücü hareketin içindeydi. Ülkü Ocakları Başkan Yardımcılığı ve Genel Başkanlığı’na kadar yükseldi… Tarih 1978’i gösteriyordu…
12 Eylül 1980’de MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası'nda yargılanacaktı… 7,5 yıl Mamak Cezaevi'nde kalan Yazıcıoğlu, bu davadan herhangi bir ceza almadan beraat etti ama işkence izleri ruhundan hiç silinmedi…
Yıllar sonra eşi Gülefer Yazıcıoğlu tesadüfen eline geçen notları okuduğunda gözyaşlarına hakim olamamış, okuduğu kağıdı yarıda bırakmıştı: :

"Çarmıha gerildiği, vücudunun her yerinden elektrik verildiği, tırnaklarının söküldüğü yazıyordu. Kâğıdı daha fazla okuyamadım..." diyordu Gülefer Hanım… (Aksiyon/2006)
Yazıcıoğlu cezaevinden çıktıktan sonra siyasete hiç ara vermedi. 1987'de Milliyetçi Çalışma Partisi'ne (MÇP) girdi ve sonraki süreçte 29 Ocak 1993'de, MÇP'den ayrılan bir grup arkadaşı ile beraber Büyük Birlik Partisi'ni (BBP) kurdu ve partinin Genel Başkanı oldu. Temmuz 2007'de yapılan genel seçimlerde Sivas'tan milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi.


Türkiye onu siyasi kimliğiyle tanıyordu. Ancak bundan çok kısa bir süre önce kızının ağzından onun çok iyi bir baba ve eş olduğunu öğreniyorduk… 19 yaşındaki Firuze “Onun sesi olmadan, fikirleri olmadan bir adım bile atmak istemiyorum. Çok teşekkür ediyorum. Babacığım hakkını
helal et her şey için. Sen bir tanesin!”
diye sesleniyordu babasına…


! Yazıcıoğlu içindeki ince ruhu yazdığı şiirlerle yansıtıyordu. Hapishane’deyken duygularını “Çok soğuk, üşüyorum” diye dökmüştü kağıtlara…
Eşine ise şu şiiri yazmıştı:

Ben sevda yolunda, aşkı ararken

Karanlık dünyama, bir ışık yaktın

Su damlası gibi gönlüme aktın

Bir anlık bakışınla kalbimi yaktın


Kırağı vurmuştu hüzün bahçelerime

Solan sevgilerime bin sevda kattın

Kara saçlarına kaderimi bağladım

Buğulu gözlerinde ben, mutluluktan ağladım.

Hrant Dink suikasti sanığı Yasin Hayal duruşmada ayağa kalkıp "Türk İslam dünyasının lideri Muhsin Yazıcıoğlu 'nu selamlıyorum. Ey Müslümanlar ! ey Alperenler ! Kalbinizi ferah tutun. BBP iktidara gelene kadar bu kervvan devam edecek." diye bağırınca Yazıcıoğlu’nun Hayal’in büyük abisi olduğu söylenmişti.

Ardından polis muhbiri 'büyük abi' Erhan Tuncel'in Yazıcıoğlu'yla aynı karede yer aldığı fotoğrafının yayınlanması ve BBP Trabzon İl Başkanı'nın Yasin Hayal'in ailesine 1 milyar lira yardım etmesinin ortaya çıkması bu iddiaları daha da dillendirdi.


Ancak Yazıcıoğlu bu iddialara ve Hayal’e sert tepki göstermiş ve "BBP ve Muhsin Yazıcıoğlu 'na karşı kurgulanmış senaryolar devam ediyor" yorumunu yapmıştı…

Yazıcıoğlu Dink için yazdığı şiiri de okumuştu:

yine korku ve telaş arasında kala kaldım,

ne derler diye endişelendik maktulün başında.

timsah gözyaşlarından daha masum değil gözyaşlarımız,

caniyi besleyen korku ve telaşlarımız,

hep korku ve telaşlarımızla süslediğiniz çatışma kültürünüz.

insan hakları söylemleriniz, medya maydonozu liberalleriniz,

kan sızıyor fırat'ın delinmiş tabanından toprağıma

bağrımdaki bütün mehmetler ağlıyor.

oğlunun adını fatih koyan bütün Ermenilerle birlikte


changeTarget(document.getElementById("news_content"))

ÜŞÜYORUM



Şimdi akıllarda 'üşüyorum' şiiri var!
Türk milliyetçiliğinin efsane lideri Muhsin Yazıcıoğlu içinde bulunduğu helikopterin düşmesi sonucu ebediyete göç etti.


Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesinde beraberindeki 5 kişi ile bindiği helikopteri düşerek hayatını kaybeden Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun, Mamak Cezaevi'nde yıllar önce yazdığı 'Üşüyorum' şiiri şimdi ayrı bir anlam kazandı. Türk milliyetçiliğinin efsane lideri, siyasitin vakur ismi Muhsin Yazıcıoğlu 25 yıl önce kaldığı Mamak cezaevinde yazdığı "Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır, Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum." dizeleriyle şiirine başlamıştı.


50 saat boyunca içinde olduğu helikopterin kar tipi altında kalan enkazına ulaşılımayan Yazıcıoğlu'nun şiiri, "Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum Durun kapanmayın pencerelerim, Güneşimi kapatmayın, Beton çok soğuk, üşüyorum." dizeleriyle bitiyor.


Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır
Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum
Gözlerim parke parke taş duvarlarda
Açılıyor hayal pencerelerim
Hafif bir rüzgar gibi süzülüyorum
Kekik kokulu koyaklardan aşarak
Güvercinler ülkesinde dolaşıyor
Bir çeşme başı arıyorum
Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp
Mis gibi nane kokuları arasında
Ruhumu dinlemek istiyorum
Zikre dalmış her şey
Güne gülümserken papatyalar
Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum
Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum
Durun kapanmayın pencerelerim
Güneşimi kapatmayın
Beton çok soğuk, üşüyorum..
Muhsin YAZICIOĞLU

BATIL İNANÇLAR

İnanışlar
"Çayı yarım içme dul kalırsın" Halk arasında, kökeni çok eskiye dayanan zararsız ilginç inanışlar, çok sayıda yerde halen geçerliliğini sürdürüyor.

Sol kulak çınladığında zengin olunacağına,
Sağ avuç içi kaşındığında ise para geleceğine inanılıyor.

Aa muhabirinin konya kültür ve turizm il müdürlüğü'nden derlediği bilgilere göre, toplumlarda bazı rastlantılardan dolayı doğru olduğu düşünülen batıl inanışlar, bugün özellikle kırsal bölgelerde yaygın olarak dilden dile dolaşıyor.

Yeni doğan çocuğun kokmaması için tuza yatırılması,
sağlıklı olması için toprağa sarılması,
parlak olsun diye gözüne limon sıkılması,
uzun yolculuklarda ''otobüs tutması'' olarak tabir edilen mide bulantısına karşı benzin içilmesi gibi zararlı inançların yanı sıra ilginç, doğruluğuna yüzde 100 inanılmasa da söylenmeden geçilmeyen inanışlar da bulunuyor.

Ölünün evden çıkarılmadan önce üzerinden kedi atlaması durumunda hortlayacağına inanılması, mezarlıkta sigara içilmemesi,
çakal uluyunca yere tükürülmesi gerektiği, bu zararsız inanışlar arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra
damadın, gerdeğe girmeden önce yanlışlıkla kediye basması durumunda başarısız olacağına, hamur yoğururken dışarı sıçraması halinde misafir geleceğine,
parmakların çatırdamasının ise kişinin sağlıklı olduğunu gösterdiğine inanılıyor.
'burnun kaşındıysa dayak yiyeceksin'' Bazı yerlerde burnun kaşınmasının, kişi hakkında dedikodu yapıldığına işaret ettiğine inanılırken, bazı bölgelerde ise burun kaşınmasının kişinin dayak yiyeceğini haber verdiği kabul ediliyor.

İnanışlara göre;
sol kulağın çınlaması zenginliği,
sağ kulağın çınlaması ise sağlığı gösterirken,
gözün seğirmesi olumsuzluğu,
sağ avucun kaşınması para geleceğini,
sol avucun kaşınması ise para çıkacağına işaret ediyor.
Kişinin, kesilen saçının üzerine basması durumunda baş ağrısı çekeceğine,
hamile kadının neye bakarsa doğacak çocuğunun, baktığı şeye benzeyeceği de bu inanışlar arasında yer alıyor.

''su iç hatırlarsın''
Sohbet sırasında söyleyeceğini unutan kişiye ''su iç hatırlarsın'' denildiğinde unuttuğu şeyleri hatırlayacağına inanılan anadolu'da, hatırlayamayan kişinin ise yalan söyleyeceği için unuttuğu düşünülüyor.
Halk arasında yaygın olan benzer inanışlardan bazıları şöyle:
ayak kaşınınca yolculuk var demektir.
-gün dönümünde tarım işleriyle uğraşılmaz, düğün dernek yapılmaz.
-ay hilal halindeyken iki ucu aşağı olursa o ay yağmurlu, yukarı doğru olursa kurak olur.
-arife günü yakını ölen kişi dikiş dikmez.
akşam soğan yenen yere melekler gelmez.
-ekmek kırıntılarını yere atmak, ayakla çiğnemek evin bereketini götürür.
-bıçakla ekmek kesilmez, evin bereketi kaçar.
-kapı eşiğinde oturan kişi bekar kalır.
-gökkuşağının altından erkek geçerse kız, kız geçerse erkek olur.
-salı günü düğün yapılmaz.
-cuma günü örgü örülmez, kısmet kaybolur.
-tarlaya ilk tohum, çarşamba günü atılmaz.
-cuma günü ekin ekilmez, bir işe başlanmaz.
-cumartesi günü çamaşır yıkanmaz.
-pazartesi başlanan işler yavaş ilerler.
-bir erkek, iki kızın arasından geçerse köse olur.
-yarım çay içen kadın dul kalır
-ava giden kişiye ''nereye gidiyorsun? '' diye sorulmaz. sorulduğu takdirde kişi avlanamaz.

Çok elişi yapan annem, yeni bir el işine başlayacağı zaman eğer ben o anda odaya girecek olsam kıyameti koparırdı"sakın gelme!" diye bağırırdı. Çünkü ben çok yavaş ve ağır hareketli olduğum için yeni başlayacağı örgü de bitmek bilmezdi inanışına göre.

Abim çok hızlı ve seri hareketliymiş. Yeni örgüye başlarken onu dışırı çıkarır, koşarak yanına gelmesini ve kendisine "kolay gelsin" demesini isterdi. O zaman başladığı işi daha çabuk bitermiş. Abimde seve seve ve gururla yapardı bu önemli görevi.