dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2009 Salı

GELECEĞİNİ BİLİYORDUM

Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
- Teğmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..
Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...
- Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın..
Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi.. "Git o zaman.."
İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa
döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşınan arkadaşına döndü:
- Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez,demiştim. Bu zaten ölmüş..
- Değdi teğmenim. dedi asker..
- Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?..
- Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına
ulaştığımda henüz sağdı..
Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim icin..
Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:
- Jim!.. Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı... Geleceğini biliyordum..

GERÇEK DOSTLUK


Mevlana ve bir öğrencisi, dostluğun ve arkadaşlığın konu edildiği bir söyleşiden çıkmışlar, yolda birlikte yürüyorlardı. Biraz ileride yolun kenarında, iki köpeğin koyun koyuna sokulmuşlar, birlikte uyumakta olduklarını gördüler. Öğrencisi, biraz önceki söyleşinin de etkisi altında kalarak, bu görüntü karşısında çok duygulandı ve bu duygusunu Mevlana ile paylaşmak istedi:

"Efendim şu manzaraya bakın" dedi. "Ne denli yüce bir ders alınacak dostluk örneği, değil mi?"

Mevlana, öğrencisinin bu heyecanı karşısında hafifçe gülümsedi ve kişisel çıkarların nice dostlukları yakıp kül ettiğini anımsattıktan sonra ona, unutamayacağı bir ders verdi:

"Evlat, sen onların arasına bir kemik atıver de, bak o zaman gör dostluklarını" dedi.

"Bir dostluk, kişisel çıkar karşısında unutulmayacak denli sağlamsa, ancak o
durumda bir değer ifade eder ve ancak o zaman onun adına gerçek dostluk denilir."

PENİSİLİN

DOSTLUK

İskoçya'da yoksul mu yoksul bir çift yaşardı. Fleming'di adı. Günlerden bir
gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Bir
de baktı ki beline kadar bataklığa batmış bir çocuk, kurtulmak için çırpınıp
duruyor. Çocukcağız bir yandan da avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çiftçi
çocuğu bataklıktan çıkardı ve acili bir ölümden kurtardı. Ertesi gün
Fleming'in evinin önüne gelen gösterişli arabadan şık giyimli bir aristokrat
indi. Çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı kendini. ‘‘Oğlumu
kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum’’ dedi. yoksul ve
onurlu
Fleming ‘‘Kabul edemem!’’ diyerek ödülü geri çevirdi. Tam bu sırada kapıdan
çiftçinin küçük oğlu göründü. ‘‘Bu senin oğlun mu?’’ diye sordu aristokrat.
Çiftçi gururla ‘‘Evet!’’ dedi. Aristokrat devam etti: ‘‘Gel seninle bir
anlaşma yapalım. Oğlunu bana ver iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer
karakteri babasına benziyorsa ilerde gurur duyacağın bir kişi olur.
‘‘ Bu konuşmalar sonunda Fleming'in oğlu aristokratın desteğinde eğitim
gördü.
Aradan yıllar geçti. Çiftçi Fleming'in oğlu Londra'daki St. Mari's Hospital
Tip Fakültesi'nden mezun oldu ve tüm dünyaya adini penisilini bulan Sir
Alexander Fleming olarak duyurdu. Bir süre sonra aristokratin oğlu zatürreye
yakalandı. Onu ne mi kurtardı?

Penisilin!

Aristokratin adi: Lord Randolp Churchill.
Oglunun adi: Sir Winston Churchill.
Kurtaran doktor: Çiftçinin oglu Sir Alexander Fleming.

Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.
Hiç acı çekmemiş gibi sevin.
Hiçbir şey beklemeden verin.
Karşılığı nasıl olsa gelecektir.

17 Eylül 2008 Çarşamba

HALK BÖYLE İSTİYOR

HALK BÖYLE İSTİYOR
Sevgili oğlum,
Bugün tam on yedi yaşındasın.
Görüyorum ki artık,
Her şeyin farkındasın.
Ama ne zaman ararsam seni,
Ya diskoda,
Ya barda,
Ya da televizyon karşısındasın.

Haklısın oğlum!
Devir artık bu devir,
Sen de çemberini çağına göre çevir.
Senin neyine
Resim roman şiir.
Senin neyine
Sanat ve şair.
Ne diyor meşhur televizyon büyükleri;
Vur patlasın çal oynasın.
Devir artık bu devir
Nasılsa.

Son düğmesi de koptu insanlığın.
Vefa can çekişiyor arka sokaklarda,
Umut mendil sallıyor giden trenlerin ardından,
Onur, adres arıyor mezarlıklarda,
Dostluklar çöp tenekelerinde sahipsiz.
Ve anahtar teslimi aşklar
satılık köşe başlarında
Hem de üç kuruş mutluluklara. ..

Ama sen de haklısın!
Sana mı kaldı
Kurtarmak vatanı?
Sana mı kaldı
Uyandırmak yatanı?
Sana mı kaldı
Duvara yapıştırmak
Bu memleketi satanı?
Anasını ağlatanı....

Gel gör ki oğlum,
senin de kurtuluşun yok bu gidişten.
Ne etsen- ne yapsan
Bir düğün,
Bir bayram,
Bir lâle devri…

Hangi ekrana baksan,
Kim kiminle evleniyor,
Kim kiminle çıldırıyor
Kim kime daldan dala
Gelinim olur musun? Diyor,
Kimisi sahte gelin,
Kimisi zengin bir prens,
Kimisi de
insanlıktan bir yudum bir nefes,
Bekliyor da bekliyor…

Bak her gün ayrı bir kanalda
Bambaşka bir 'ünlüler çiftliği'
Her kanalda
şöhret olmanın dayanılmaz hafifliği.
Ve işte böyle pazara dökülüyor bir bir,
Herkesin yumak yumak ipliği.
Yıllar var ki oğlum birileri işte
Bizi hep böyle gözetliyor...

Ve sen de görüyorsun ki;
Bu sahneler
Bizi ne de güzel özetliyor.
Kimin umurunda yarınlar,
Kimin umurunda çocuklar,
Kimin umurunda
bu isyankar çığlıklar.
Bir kavgadır,Bir yarıştır,
Bir rezalettir gidiyor.

Kime sorsan
Cevaplar dünden hazır;
Halk böyle istiyor oğlum,
Halk böyle istiyor.
Gel gör ki,
Bir reyting uğruna
Ne 'güneşler batıyor' oğlum
Ne güneşler batıyor....