çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2010 Cumartesi

Sabırlı Anne Baba Olmanın 10 Yolu

SABIRLI ANNE BABA OLMANIN 10 YOLU

Çocuğunuzu büyütürken en çok ihtiyacınız olan şey "sabır" olacaktır. Çünkü çocuklar adeta anne-babalarının ne kadar sabırlı olduklarını test etmek için hareket ederler. Eğer sizin sık sık sabrınız tükeniyor ve sesiniz yükseliyorsa, yazımızı mutlaka okuyun, yararını göreceksiniz.

Çocuklar her zaman çok hızlı giyinmezler, siz telefondayken sessiz olmazlar, ellerini yıkamaktan hoşanmazlar. Sizin sabrınız da tükeniverir ve sesiniz yükselmeye başlar... Sesinizi yükselterek tehditler savurmak çocuklarınızı harekete geçirmenin, sessiz olmalarını sağlamanın veya sizi dinlemelerinin tek çaresi gibi gözükse de aslında sakin olmanız, onların işbirliğinize daha sıcak bakmalarını sağlar. Ancak eminiz ki, siz de sabırlı olmak istiyor ve çoğu zaman bunu başaramıyorsunuz. Çünkü belki de bunun yöntemlerini bilmiyorsunuz, işte şimdi anlatacağımız 10 temel stratejiyle en zor durumlarda bile sükunetinizi koruyabileceksiniz:

1- Anne-baba olmayı birinci göreviniz olarak belirleyin

Kimi zaman çocuklarımızın ihtiyaçlarıyla ilgilenmek diğer işleri aksattığı için sabrımız taşar. Faturalar yatırılacak, evdeki tadilat organize edilecek ya da ise erken gidilecekken çocukların sorun yaratması bizi çileden çıkarır. Ancak sıralamada anne-baba olmayı birinciliğe oturtursanız çocuklar daha az canınızı sıkar.
Eve döner dönmez ya da seçtiğiniz herhangi bir saat diliminde her çocuğunuza ayrı ayrı 10 dakika kadar zaman ayırıp, onları dinlerseniz günün diğer saatlerinde daha sakin ve uyumlu çocuklar olduklarını göreceksiniz.

2- Çocuğunuzdan yaşına uygun beklentileriniz olsun

Çoğunlukla çocuklarımızın olaylar karşısında yetişkin gibi davranmasını isteriz ve yaşına göre davrandıklarında onlara sinirleniriz, örneğin, 2 yaşındaki bir çocuk restoranda ya da başka bir yerde sizinle bir saat boyunca oturamaz ya da çocuğunuz odasını sürekli toplu ve düzenli tutamaz. Çocukların konsantrasyon süreleri çok kısadır ve çok çabuk sıkılırlar. Beklentilerinizi küçük parçalara ayırın ve küçük başarılarını bile tebrik edin. Böylece ona verdiğiniz işleri zevkle yapmaya başlar.

3- Olayları kişiselleştirmeyin

Anne-babalar genellikle çocuklarının hoş olmayan davranışlarını kendi hataları gibi görerek sıkıntı duyarlar. Ya da çocuklarının bir isteklerini yerine getirmemelerinden alınırlar; "Ben onun için sürekli uğraşıyorum ve o bana hiç yardımcı olmuyor" gibi düşüncelere kapılabilirler, özellikle çocuklar kalabalık ortamlarda kötü davrandıklarında diğer kişilere karşı zor durumda kalırlar. Unutmayın, çocuklar çoğu zaman çocuk oldukları için bazı davranışlarda bulunurlar ve her anne-baba bu basamaklardan geçmiştir.

4- Rutine sadık kalın

Çocuklar genellikle güne başlarken ve günü noktalarken sizi daha çok rahatsız ederler. Ancak sürekli aynı yatma seramonisini uygularsanız; örneğin diş fırçalama, kitap okuma ve iyi geceler öpücüğü gibi belli bir sıranız olursa çocuğunuz bir kitap daha okumanız için çok daha az ısrar eder.

5- Kendinizi tekrarlamaktan vazgeçin

Bazı şeyleri bir kere söyleyin. Aynı açıklamayı 4-5 kere yapmanız onu daha fazla caydırır, örneğin, ona giyinmesini bir kere söyleyin. Giyinmemekte ısrar ederse "5 dakikaya kadar giyinmezsen okuldan sonra arkadaşlarınla oynayamazsın" deyin. Sakin olur ve söylediklerinizi yerine getirirseniz sözlerinizde ciddi olduğunuzu fark eder.

6- Sorunlarını kendilerinin çözmesine yardımcı olun

Kardeş kavgalarından, ödevlerle ve diğer görevlerle başa çıkamama şikayetlerinden bıktıysanız onların sorunlarına karışmayın. Bırakın sorunlarını kendileri halletsinler, örneğin, iki çocuğunuz mutfaktayken yanınıza geldiler ve televizyonda ne seyredecekleri konusunda anlaşamadıklarını söylediler. Onlara önce kendi cümlelerini tekrar edin yani "Demek hangi kanalı seyredeceğiniz konusunda anlaşamıyorsunuz" deyin. Siz daha sözünüzü bitirmeden ortaya bir çözüm önerisi atabilirler... Bu yöntemle çocuklarınıza hem ilgi göstermiş olursunuz hem taraf tutmamış olursunuz.

7- Olayı başka açıdan ele alın

Aynı uyarıyı defalarca yaptığınız halde hala çözüme ulaşamıyorsa-nız konuyu değiştirin. Mümkünse ailece bir yürüyüşe çıkın. Yürüyüşten sonra sorununuzu başka bir biçimde ele alın, hatta mümkünse çocuğunuzla rollerinizi değiştirin.

8- Etraflıca düşünün

Olayların sıcaklığında bir anda çileden çıkmanız çok doğaldır. Çocuğunuza defalarca montunu asmasını söylediğiniz halde hala asmıyorsa, yerde duran ceket bir anda çocuğunuzun söz dinlememesinin sembolü haline gelir. Oysa belki de durum o kadar da büyütülmemelidir. Böyle durumlarda bir an durup düşünün ve gereğinden fazla reaksiyon gösterip, göstermediğinize karar verin. Çocuğunuzun bazı davranışlarının onu kötü bir çocuk yaptığı inancından vazgeçmeye çalışın.

9- İşi oyuna çevirin

Sofra kurarken ya da yatmaya hazırlanırken işleri eğlenceli hale getirmenin bir yolunu bulun, örneğin, kimin önce hazırlanacağını anlamak için saatinizi kurun ya da temizliği basketbol oyunu haline getirin. Çocuklar son derece yaratıcıdırlar, sizler de onlara uymayı başarırsanız anne-baba olmak çok daha zevkli bir hal alır.

10-Kendi sıkıntılarınıza da eğilin

İşyerinde zor bir gün geçirdiyseniz, arabanız bozulduysa ve güçlükle eve geldiyseniz çocuğunuza karşı daha az toleranslı olmanız doğaldır. Ancak gün içinde belli bir neden olmaksızın çocuklarınıza daha az sabırlı davranmaya başladığınızı fark ederseniz, kendi sorunlarınızı ortaya çıkarmaya çalışın, özellikle stresli bir işte çalışan ya da evliliği sorunlu olan kişiler çocuklarına fazla sabır gösteremezler, çünkü yaşantıları bunu kaldırabilecek kadar huzurlu değildir. Kendinize biraz vakit ayırmaya çalışın, uykunuzu alın, mümkünse egzersiz yapın.

İster müzik dinleyerek, ister kitap okuyarak ya da bisiklete binerek günde kendinize 20 dakika bile ayırsanız hem stresinizi azaltmış olursunuz hem de çocuklarınıza karşı çok daha sabırlı olabilirsiniz.
(alıntı)

17 Eylül 2008 Çarşamba

ÇOCUK GÖZÜYLE ÖLÜM

İlk çocukluk döneminde, ölüm kavramıçocuk için bulanık ve belirsizdir. Bu yaşlardaki çocuklar anne baba konuşmalarından, ölüm haberlerinden ya da ölen hayvanları görerek, bazı sorular sorarlar ve bir anlam çıkarmaya çalışırlar. Ancak pek fazla anlayamazlar ve pek de etkilenmezler.
3-4 yaşlarındaki çocuklar ölümü uzun bir yolculuk veya uzun bir ayrılık olarak algılayabilirler. Fakat, geriye dönüşün olmayacağını bilmezler. Örneğin, bir kuş veya kedi yavrusunun öldüğünü bilirler; "ölmüş" derler. Ancak sonra onu diriltmek için su ve yiyecek vermeye kalkarlar.
5 yaşındaki çocuklar sık sık ölümle ilgili yanıtlanması zor sorular sorarlar. Anne, ölümü uykuya benzetmişse, çocuk, uzun bir uykuyu ölümle eş anlamlı görerek bundan ürker ve uykuya dalmak istemeyebilir. Yine, "toprak altında ne yer, ne içer, nasıl hava alır ve nasıl hareket eder?" gibi sorulara yanıt ararlar. Ayrıca anne ve babasının ölüp ölmeyeceğini sık sık sorarlar. Anne baba ölürse yalnız kalacağı ve kendisine bakan olmayacağı korkusu vardır. Annesinin, "beni üzüyorsun, ben ölürsem annesiz kalacaksın" gibi sözleri çocukta bu korkuyu pekiştirir.
Çocuklar 5-6 yaşlarında hasta ve yaşlılarla ölüm arasında bir ilişki kurmaya çalışırlar. Bu kişilerin yakında ölebilecekleri gibi bir düşünceye sahiptirler. Ancak yine de ölümde geriye dönüşün olmayacağını tam olarak kavrayabilmiş değillerdir.
Çocuklara ölümü izah etmek gerçekten zordur. Depremlerde, kazalarda ölen annelere, babalara, evlatlara "Allah'tan geldi, Allah böyle istedi, Azrail canını aldı," gibi sözler denildiğini duyan çocuk,
Allah ile Azrail'i somutlaştırabilir. Ayrıca Allah ile Azrail'i acımasız olarak düşünen çocuk onlara karşı kızgınlık duyar. Sonra da bu kızgınlığından dolayı kendinden ürker. Çocuklar, bazen ölümü Tanrı'nın verdiği bir ceza olarak görürler. Zaten, çoğu çizgi filmlerde ve film kahramanlarında da durum böyledir. İyiler yaşarlar, kötüler de cezalarını görürler. Çocuklar, ancak ölümde geriye dönüşün olmadığını 8-9 yaşlarında anlarlar ve gerçek olarak kavramaya başlarlar.
Kaynak: Bilinçli Çocuk Yetiştirmek (Psk. Özcan GÖKNAR)

26 Nisan 2008 Cumartesi

Çocukları Şiddetten Nasıl Korumalıyız?

Çocuklarımıza, şiddete karsı olmalarını öğretmeliyiz
Bildiğiniz gibi son zamanlarda okullarımızda ve sokaklarımızda meydana gelen ve gündemi meşgul eden şiddet olayları, tüm toplumu rahatsız ettiği gibi biz öğretmenleri daha çok rahatsız etmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı da son günlerde bu konu üzerinde yeterince durmaktadır. Bu konuda toplum olarak herkesin dikkat etmesi gereken noktalar vardır. Bu hadiselerin, bu gün yoğun olarak yaşanmasının nedenlerinde toplum olarak herkesin payı olsa da anne-babaların daha fazla payı olduğu, bir gerçektir.Araştırmalar gazete, tv, internet, bilgisayar oyunları gibi çok çeşitli medya ürünlerinde şiddet içerikli görüntü ve haberlere maruz kalan çocuklarda, saldırgan davranışlarda artma, şiddete duyarsızlaşma, saldırganı model alma, kendisine ve yakınlarına zarar geleceği korkuları geliştiğini gösteriyor. Çocukların şiddet olaylarına katılmasında en önemli ve birinci etkili faktörün daha önce şiddete maruz kalmak, tanık olmak olduğu araştırmalarla tespit edilmiş. Şiddete maruz kalmak, tanık olmak, izlemek şiddete karşı duyarsızlaşmaya, şiddetin hedefe ulaşmada, problem çözmede kullanılabilir yol olduğunu düşünmeye yol açar. Şiddet içerikli filmlerde, çizgi filmde, bilgisayar oyunlarında genelde şiddete maruz kalanın acısı, üzüntü kaybının ağırlığı yansıtılmadığı için çocuklar şiddetin kullanılmasının sonuçları hakkında çok az bilgi sahibi olurlar.Televizyon izlemede çocuklarımıza iyi alışkanlıklar kazandırmalıyız. Çocukların televizyondaki şiddete çok fazla maruz kalmalarını önlemeye çalışmalıyız. Televizyonda, bilgisayar oyunlarında çok fazla şiddet izlemenin de çocuklarda saldırgan davranışlara yol açtığı bilinmektedir. Sürekli Tv. izleme çocuğunuzun kişiliğini olumsuz yönde etkilediği gibi okul başarısını da olumsuz yönde etkilemektedir. Ancak bu olumu alışkanlığı kazandırmaya çalışırken zor kullanarak değil, ikna ederek gerçekleştirmeliyiz. Çocuklarımıza, şiddete karsı olmalarını öğretmeliyiz. Şiddete karsı davranışlar sergiledikleri her ortamda çocuklarımızı desteklemeli ve ödüllendirmeliyiz. Arkadaşlarından birinin diğerine vurduğu, küfrettiği, tehdit ettiği durumlarda çocuğumuza sakin ama kesin sözcüklerle nasıl tepki gösterebileceklerini öğretmeliyiz. Şiddete karsı durmanın ve direnç göstermenin, daha fazla cesaret gerektirdiğini anlatmalıyız. Özellikle okulda, çocuklarınızın farklı yörelerden, farklı aile yapılarından gelen kişilerle geçinmelerine, onları kabullenmelerine yardımcı olmalıyız. Şiddet kullanarak sorunların asla çözülemeyeceğini onlara atmalıyız. Şiddeti başlatan ya da cesaretlendiren sözcükleri kullanmanın ya da şiddet dolu davranışları sessizce seyretmenin, yanlış ve zararlı olduğunu anlatmalıyız. Tehditlerin ve itip-kakmanın şiddeti körükleyen davranışlar oldukları konusunda onları bilgilendirmeliyiz. Filmlerdeki özellikle çizgi filmlerdeki şiddet içerikli davranışların gerçek hayatta ne kadar acı verici olduklarını ve ne tür ciddi sorunlara yol açabileceklerini anlamaları sağlamalıyız. Sorunların şiddet kullanmadan nasıl çözülebileceğini onlarla tartışmalıyız.